ALİ ŞERİATİ – ÖZE DÖNÜŞ – Yusuf Yavuzyılmaz



Batı’nın, bütün insanları, öz kültürlerinden, üretken, dinamik, heyecan dolu ve kendini arayan vasıflarından uzaklaştırıp yalvaran, dilenen, zelil ve taklitçi köleler durumuna getirmesi karşısında bugün ne yapmak gerek? Tek çare öze dönüştür. Eğer bu dönüş ırka olursa rasizm olur, faşizm olur, nazizm olur, bir tür ahmakça cahiliye şovenizmi olur. Ben ırka dönmek istemiyorum, insanları kana ve toprağa tapmaya sürüklemek istemiyorum. Yüz yirmi dört bin peygamber gelip bu mağrur ve kötü düşünceli beşeri, mutlak güzellik sahibi Allah’a kulluğa davet etmişlerdir. İnsan kulak vermiyor. Söz konusu ettiğimiz öze dönüş bizzat toplumun ruh ve vicdanındaki mevcut öze dönüştür. Bu, canlı bir özdür. Hâlâ yaşayan, hayat ve hareket sahibi bir öz. Acaba bu öz dinî bir öz müdür? Evet İslamî bir özdür. Peki hangi İslam?

Ali Şerîatî, 1933 yılında İran’ın Horasan bölgesinde, Sabzevar kentine bağlı Kahak köyünde doğdu. Babası eğitimli bir aileye mensup din öğretmeni Muhammed Tâkî Şerîatî’dir. İlk öğrenimine Mezînân’da başladı. Meşhed’de Firdevsî Lisesi’nden mezun olduktan sonra ve öğretmen okulunda okudu. 1958 yılında Meşhed Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu.[9]

Rıza Şah’ın 1944’te tahttan çekilmesinden sonra, babası İslamî Hakikati Tebliğ Merkezi adında bir dernek kurdu. Baba ve oğul, dönemin siyasî tartışmalarına etkin bir şekilde katıldılar ve Sadık Sosyalistler Hareketi adlı bir topluluğa üye oldular. Bu topluluğun fikir babası, Ebulkasem Şekipnî, sosyalizmi icat edenin ve onu Arap Yarımadası’na tanıtanın Hz. Muhammed olduğunu iddia ediyordu.[10]

Eğitimi
Lisansını İran’da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi’nde doktorasına başladı. Burada, 1964 yılında Sayfuddin’den Belh’in Faziletleri Tarihi isimli bir el yazmasının notlandırılmış bir Farsça çevirisini yaparak edebiyat dalında doktor oldu. Daha sonra İran’a döndü, fakat şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedildi. Yönetim onu Fransa’dayken devleti yıkıcı siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlamıştı. Daha sonra 1965’te serbest bırakıldı ve Meşhed Üniversitesi’nde ders vermeye başladı.

Ölümü ve etkileri
Dersleri kısa sürede farklı toplumun farklı kesimlerinden öğrenciler tarafından beğenilmiş ve popülerleşmişti. Bunun sonucu rejim, üniversite yönetimine Şeriatî’nin derslerinin kaldırılması yönünde baskı yaptı. Bunun üzerine Şeriâtî de Tahran’a taşındı ve Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü’nde ders vermeye başladı. Yine büyük bir popüleriteye ulaşan dersleri, yine toplumun her kesiminden öğrencileri etkilemiştir. Şeriâtî’nin görüşlerine ilginin arttığı orta ve yüksek sınıflardan öğrencilerin olması dikkat çekiciydi. Bu ilgi de şah rejiminin Şeriatî ile bazı öğrencilerinin tutuklanması emrini vermesine neden oldu. Kasım 1972’de Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü kapatıldı. Eylül 1973’te Şeriâtî tutuklandı. 1975 yılı Mart ayında tahliye edildi.[10]

Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest bıraksa da, çeşitli şartlarla tahliye edilmişti; kesinlikle herhangi bir eğitim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir şey yayımlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplantı yapmayacaktı. Ayrıca devletin güvenlik örgütlerinden SAVAK onun yakın çevresini yakın gözetim ve denetim altında tutacaktı. Şeriatî bu koşullar altında daha fazla İran’da kalamayacağını karşı çıkarak ülkesini İngiltere’ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Kimi kesimler onu, İngiliz istihbaratıyla iş birliği yapan SAVAK’ın öldürdüğünü öne sürse de, ölümünden sonra yapılan otopside herhangi bir şüpheli ize rastlanmadı. Otopsi, kalp yetmezliğinden öldüğünü teyid etti.

Tahran’ın büyük hastanelerinden birine Şeriati’nin ismi verilmiştir.
Devrim öncesi İran’ın en önemli ve etkili felsefi liderlerinden sayılan Şeriati’nin görüşleri bugün hâlâ İran toplumunda popüler ve etkindir. Özellikle bugünkü İslamî cumhuriyet rejiminin biçimi, ruhban sınıfının konumu ve şitlik anlayışına karşı çıkan kesimler tarafından beğenilmektedir.

Şerîatî’nin düşünsel çalışmaları sadece devrim öncesi ve sonrası İran’ı değil, dünya çapında İslamcı topluluk ve düşünceler başta olmak üzere birçok kişi ve grubu etkilemiştir. Çeşitli dini kavramlara yaklaşımı, ruhban sınıfının eleştirisi ve İslamcılık hareketinin içinde kabul edilen çeşitli çıkarımlarıyla ilgi çekmiştir.

Şerîatî, ayrıca Martinikli marksist düşünür ve şair Frantz Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri başlıklı eserini, Jacques Derrida’nın Şiir Nedir ve Fransız oryantalist ve aynı zamanda katolik papaz olan Louis Massignon’nun Selmân-ı Pak başlıklı eserlerini Farsça’ya tercüme etti. Ali Şerîatî’nin eserlerinin neredeyse tümü Türkçe’ye çevrilmiştir.

#maveratv #alişeriati #özedönüş

Başa dön tuşu