MAHMUT MUHAMMED TAHA | İSLAM’IN İKİNCİ MESAJI- Yusuf Yavuzyılmaz



1910 yılı civarında Mavi Nil’in kenarında yer alan Rufâa’da doğdu. Dinî bir çevrede büyüdü. 1936’da Gordon Memorial College’dan (Hartum Üniversitesi) hidrolik mühendisi olarak mezun oldu ve Atbara’da Sudan demiryollarında görev aldı. 1930’lardan itibaren Sudan’ın bağımsızlığı için bilfiil rol üstlendi; bağımsızlık mücadelesine daha aktif katılabilmek için 1941 yılında resmî görevinden istifa etti ve Hartum’a yerleşti.

Fikrî oluşumunu Atbara’da kaldığı süre içerisinde tamamlayan Mahmûd Muhammed Tâhâ, Britanya idaresi altında kalmayı savunan Ümmet Partisi’ne, Mısır’la idarî ve siyasî birliği savunan Eşikkā Partisi’ne ve diğer partilere karşı çıkarak Muhammed el-Mehdî, Mansûr Abdülhamîd, Münîr Sâlih Abdülkādir, Zünnûn Bişrî ve Muhammed Fadlullah Muhammed gibi yazarlarla birlikte Ekim 1945’te Cumhuriyetçi Parti’yi kurdu. Liderliğine kendisinin getirildiği partinin amacı demokratik sosyalizmi benimsemiş federal bir Sudan cumhuriyeti kurmaktı. Sömürgeci güçlere karşı açıktan tavır alması sonucunda Tâhâ, hükümet aleyhinde propaganda yaptığı iddiasıyla 1946’da elli gün süreyle tutuklu kaldı. Aynı yıl yaptığı bir konuşma yüzünden halkı yönetime karşı tahrik etmek ve şiddete sevketmek suçlamasıyla yeniden tutuklanarak iki yıl hapse mahkûm edildi. Hapis hayatı boyunca hem kendisi hem de Cumhuriyetçiler için yeni bir dönüm noktası sayılabilecek değişimler geçirerek yoğun bir dinî yaşayışa yönelen Mahmûd Muhammed Tâhâ, hapisten çıktığında arkadaşlarına Cumhuriyetçi Parti’nin misyonunun İslâm olduğunu, kendisini de bu misyonun taşıyıcılığını yapmakla yükümlü gördüğünü açıkladı. Daha sonra ailesiyle buluşmak üzere Rufâa’ya gitti ve orada iki yıl halvette kaldı. Bu süre içerisinde Kur’an’ı ezberledi. Tekrar Hartum’a dönerek burada editörlüğünü Ca‘fer es-Sûrî’nin yaptığı el-Cumhûriyye gazetesini kurdu.

Mahmûd Muhammed Tâhâ, 1951’de tekrar toplum karşısına çıktığında siyasî bir program yerine İslâm’ın yeni bir yorumunu ortaya koydu. Böylece Cumhuriyetçiler faaliyetlerine yeniden başladıkları zaman siyasî bir parti olmaktan ziyade toplumu aydınlatmaya ve İslâm’ın insanî değerlerini yaymaya çalışan dinî bir hareket halini almışlardı. Ca‘fer en-Nümeyrî’nin 1968’deki kanlı darbesinin ardından partilerin yasaklanması üzerine ismini el-İhvânü’l-cumhûriyyûn olarak değiştiren bu hareket siyasî hedefinden tamamen vazgeçmedi. Felsefî bir mistisizmle rasyonel siyaseti kaynaştırıp İslâmî bir ideoloji içinde sözlü ve yazılı olarak görüşlerini topluma duyurmaya çalıştı. Bu çerçevede Kur’an’ın şeriatla ilgili hüküm ve görüşlerinin tarihî olduğunu söylerken evrensel kabul ettiği ahlâk ilkelerini merkeze aldı. Fakat hareketin Sudan anayasasına şeriatın dahil edilmesine karşı açık tavır alması ve Tâhâ’nın ortaya koyduğu İslâm’la alâkalı yeni görüş ve yorumlar, başta İhvân-ı Müslimîn olmak üzere pek çok kesimden büyük tepki gördü. 1968’de Mahmûd Muhammed Tâhâ mürted olmakla suçlandı, bu tür ağır suçlamalar sonraki yıllarda da sürdü. Nihayet 18 Ocak 1985’te idam edildi.

Hâllâc-ı Mansûr, Gazzâlî ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî gibi mutasavvıf düşünürlerin yanında Benjamin Kid, Auguste Comte, Herbert Spencer, Hegel ve Marks gibi düşünürlerin görüşlerini de yakından tanımış ve onlardan etkilenmiş bir düşünür olan Mahmûd Muhammed Tâhâ’nın fikrî yapısının esasını Kur’an’ın biri dinin usul, diğeri fürû konularına dair olmak üzere iki ana mesajının bulunduğu tezi teşkil etmektedir. Buna göre Kur’an’ın Mekke’deki usule dair mesajı ferdî ve dinî özgürlük, eşitlik ve eşit mülkiyet hakkı gibi İslâm dininin ahlâkî ve mânevî ilkelerini içerir. Medine’de ortaya konulan fürûa dair mesaj ise şeriatın temelini oluşturan hukuk kuralları bütününü ihtiva eder. Tâhâ’ya göre Kur’an’ın Medine’deki mesajı İslâm ümmetinin I. (VII.) yüzyıldaki içtimaî ve tarihî şartlarıyla sınırlıdır ve bugün için geçerliliğini kaybetmiştir. Şu halde çağımızda İslâmî bir hayatın ve toplumun yeniden inşası için geçerliliğini sürekli koruyan Kur’an’ın Mekke’deki mesajı temel alınmalıdır.

Mahmûd Muhammed Tâhâ’ya göre Kur’an gibi sünnetin anlamı da iki farklı düzeyde gerçekleşmektedir. Buna göre birinci düzeydeki sünnet Hz. Peygamber’in, kendi döneminin tarihî şartları ve o dönemde yaşayan insanların anlayış seviyeleriyle bağlantılı olarak söylediği sözler, ortaya koyduğu davranışlardır. İkinci düzeydeki sünnet ise onun ruh dünyasını dışa vuran ve esas maksadını ortaya koyan söz ve fiilleri olup evrensel olan da sünnetin insanı erdemli ve ahlâklı olmaya götüren şahsî fiillerle alâkalı bu kısmıdır. Esasen sünnetten anlaşılması gereken form değil içerik, yani o formla varılmak istenen mânevî sonuçtur. Bu da Resûl-i Ekrem’in ahlâkî şahsiyetinde ve başkalarına yönelik davranışlarında aranmalıdır.

#maveratv #mahmudmuhammedtaha #yusufyavuzyılmaz

Başa dön tuşu